Savaş ve Strateji generations-of-war

Published on Temmuz 21st, 2014 | by uagundem

0

SAVAŞ OLGUSU

 KENNETH WALTZ’UN ÜÇ ANALİZ DÜZEYİNE GÖRE SAVAŞ OLGUSU:

Savaş olgusu Waltz‟ın analiz düzeyleri üzerinden incelenebilir. İlk analiz düzeyi bireydir. Klasik Realizm‟e göre savaşların nedeni aslında insanların davranışlarından kaynaklanmaktadır. Savaş olgusu insanın doğasındaki çatışma temayülü ile açıklanabilir. Morgenthau insan tabiatına ait bu özelliği devletlerin savaşma eğiliminin ardında yatan temel sebep olarak değerlendirmektedir. Klasik realist görüşe göre, insan doğasından gelen bu dürtü, insanların meydana getirdiği devletlerin karakterine ve en önemlisi “anarşinin” egemen olduğu uluslararası politik sisteme de yansır. İkinci analiz düzeyi ise devlettir. Savaşların nedeni olarak devletin iç politik yapıları görülmüştür. Charles tilly’ye göre devletler; yönetime vergi ve benzeri yöntemlerle halktan finansal kaynak tedarik etmek, ordu ve benzeri silahlı güçler oluşturma imkânı yakalamak ve halka güçlü bir milli kimlik oluşturmak maksatları ile savaşı tercih edebilirler. Waltz, üçüncü analiz düzeyi olan uluslararası sistem ve sisteme hâkim olan anarşinin savaşın nedenlerini açıkladığını ileri sürmektedir. Bazen devlet adamları savaşı istese de veya bir devlette yaşanan iç siyasi dinamikler savaşın “görünür” sebebi olsa da savaşın asıl nedeni uluslararası ortamda devleti engelleyecek bir üst otoritenin olmamasıdır. Devletler kendi sınırları içinde şiddet kullanma tekelini elinde tutan en üst politik otorite iken, uluslararası sistemde böyle bir politik otoritenin yokluğu, dolayısıyla anarşi savaşın kaçınılmazlığının asıl nedenidir.

LIND’İN MODELİNE GÖRE SAVAŞIN EVRİMİ

Tarih içinde insanoğlu daha iyi savaşabilmek için elindeki teknolojiyi kullanarak silah üretmeye başlamış; ok ve kılıçla başlayan bu çaba nükleer silahlara ve uzayın fethine kadar ulaşmıştır. Bununla birlikte savaş stratejileri ve uygulanan doktrinlerde önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Kısaca, değişen “teknoloji” ve “strateji” nasıl savaşıldığını belirleyen iki önemli faktör olarak savaşın evrimindeki temel nedenler olmuştur.

 

BİRİNCİ AŞAMA

Ulus-devlet öncesi savaşlar.

 

İKİNCİ AŞAMA

Birinci Nesil Savaşlar (Klasik Ulus-devlet Savaşları 1648-1830)

Avrupa‟da güçler dengesinin oluştuğu 1648 Vestfalya Antlaşması ile bu neslin zirve noktası olan Napolyon Savaşları’nın dâhil olduğu dönemi kapsar. 1. nesil savaşın muharebe alanı, tercihen sayıca fazla piyadenin ellerinde yivsiz Musket tüfekleri ile çizgisel bir düzende ve belli hatlar şeklinde omuz omuza savaştığı, cephede azami ateş gücünün toplanmasının gerektiği ve manevranın ve teknolojinin çok sınırlı kullanıldığı bir alandır. Tüfek ve topçu atışları sonucu çıkan yoğun sis perdesiyle nedeniyle, topçu ve süvari piyadeyi sınırlı olarak destekleyebilmekte, kazanan birkaç gün içinde belli olmakta, mevzilenme, manevra ve aldatma hoş karşılanmamaktadır. Temel askeri hedef ise her ne pahasına olursa olsun bir bölgenin kontrolü ve elde bulundurulmasıdır.

 

ÜÇÜNCÜ AŞAMA

İkinci Nesil Savaşlar (Topyekûn Endüstri Savaşları 1830-1918)

2. nesil kısaca teknolojinin savaş stratejilerini belirlediği bir dönem olmuştur. Gelişen teknolojinin savaş alanına uygulanmasının savaş alanındaki en önemli etkileri; görerek ateş gücünü arttıran makinalı tüfeklerin ve görmeyerek atışları giderek daha yıkıcı olan topçu sınıfının öneminin artması olmuştur. Ayrıca bu dönemde savaş alanındaki hizmetlerin daha da karmaşıklaşması nedeniyle piyade, topçu ve süvari gibi muharip sınıfların yanında levazım, bakım, personel gibi yardımcı sınıfları ortaya çıkmıştır. 1850‟de demiryolları ile toplu taşımanın gelişmesi dolayısıyla büyük birlik yer değiştirmelerinin mümkün hale gelmesi, telgrafın kullanılmaya başlaması haberleşmenin hızını ve etkinliğini arttırarak sevk ve idareyi kolaylaştırmıştır. Buhar motorlarının ve zırh teknolojilerinin savaş gemilerine uygulanması ise daha büyük ve ölümcül bir deniz gücü ortaya çıkarmıştır. Savaş silahlarında, özellikle piyade tüfekleri ve toplarda meydana gelen gelişmelerle muharebe sahaları genişlemiştir. Yine bu dönemde kendi kendine yeten “tümenler” ve karmaşıklaşan askeri karar verme sürecinde komutana kararlarında yardımcı olacak, teknik bilgi ve karargâh desteğini sağlayacak kurmay sınıfı ortaya çıkmış, ayrıca lider yeteneklerinden yoksun “soyluların” subaylıktan uzaklaşması ve liyakat ile eğitime dayanan bir askeri eğitim ve rütbe terfi sistemi kurumsallaşmıştır. 1908‟de uçaklar keşif unsuru olarak ilk kez askeri maksatla kullanılmış, böylece Schliffen Planı gibi büyük tahkimat planları ve büyük birlik ordugâhları önemini yitirmiştir. 2. nesil savaşın doruk noktası olan I. Dünya Savaşında tüm muharebelerin temel karakteristiği; savaşan tarafların sivillerden uzak tahkimli mevzilerde statik olarak ve göğüs göğse savaşmasıdır. Manevradan ziyade topçu ve makineli tüfek atışları ile sağlanan yoğun ateş gücü, taarruzdan ziyade savunmanın ön plana çıktığı ve temel amacın cephedeki düşmanın fiziki varlığının yok edilmesi oluşturmuştur I. Dünya Savaşı‟nda ortaya çıkan “Topyekûn Savaş” doktrininin temel sorusu: “nüfusumuzun yüzde kaçı üniforma giyebilir ve ülke ekonomimiz bu seferberliği kaç ay/yıl sürdürebilirdir?” olmuştur. Ör: Almanya’nın mağlubiyeti.

 

DÖRDÜNCÜ AŞAMA

Üçüncü Nesil Savaş (Manevra Savaşları 1918-1948)

3. nesil savaşın doğmasındaki temel neden 2. nesildeki “mevzi savaşları” anlayışının önemini yitirmesi ve özellikle I. Dünya Savaşı sonrasında Alman birliklerinin “fırtına taktiklerinin (blitzkrieg)” savaş alanında başarı elde etmesi oldu. Bu anlayışta temel hedef, süratli manevra ile düşman üzerinde bir şok etkisi yaratma ve bu sürpriz etkisinin savaş temposunu koruyarak devam ettirilmesine dayanıyordu. Tankın savaş meydanlarında görülmesi bu anlayış için kara harekâtında bir “kuvvet çarpanı “etkisi yapmıştır. Çünkü tankta üstün ateş gücü ile manevra avantajı birleşmiştir. Yine torpido ve denizaltı teknolojilerindeki gelişmeler, uçak gemilerinin ortaya çıkışı, savaş uçaklarının menzil ve özelliklerinin artması, gelişen deniz ve hava manevra taktikleri sayesinde kara, deniz ve hava harekât alanlarında manevra imkânı sağlanmış, muharebe sahalarının boyutları enine ve derinliğine genişlemiştir. Yine gelişen teknolojiye paralel olarak savaş uçakları, füzeler ve hatta nükleer silahlar ile hasım ülke derinliklerindeki ekonomik tesis ve sivillerin de hedef alındığı “topyekün mücadele” anlayışı doğmuş ve I. Dünya Savaşı‟ndan miras kalan “Topyekün Savaş” doktrini pekiştirilmiştir.  Ayrıca II. Dünya Savaşı‟nda başarılı olan kuşatıcı manevra savaşı anlayışı ile artık muharebe sahası hat şeklinde olma özelliğini kaybetmiştir. 3. nesil savaş çağı, düşman muharip kuvvetleriyle göğüs göğüse muharebe etmek ve onları yok etmek yerine düşman ordunun savaşma azmini kırmak maksadıyla; hatlarına sızmayı, etrafını sarmayı ve kendini savunması güç küçük parçalara bölmeyi esas taktik olarak kullanan ve düz bir hat üzerindeki cepheler yerine derinlikte savunma taktikleri geliştiren çağıdır. Ör: Almanların 1940‟da Meuse‟da ve 1941‟de Bug‟da; İsrail zırhlı birliklerinin Sina‟da Mısır ordusuna karşı 1956 ve 1967 savaşlarında yaptığı, Hindistan ordusunun 1971‟de Pakistan ordusuna karşı Dacca‟da ve en son ABD ordusunun 1991 ve 2003‟de Irak‟ta yaptığı da savaşılan ordunun azmini kırmaya dayalı birer manevra savaşıdır. Türk Kurtuluş Savaşı‟nın en kritik safhalarından olan Sakarya Savaşı‟nda (23 Ağustos-13 Eylül 1921)

 

BEŞİNCİ AŞAMA

Dördüncü Nesil Savaş (1948- 11 Eylül Sonrası Irak ve Afganistan İşgalleri)

Ayaklanmadan evrilmiş ve geleneksel savaş tanımları dışında, savaş hali ile barış sınırları arasında, cephesi ve muharebe sahası belli olmayan, sivil ve asker arasındaki kesin ayrımı ortadan kaldıran; tarafları devletler olduğu gibi devlet dışı aktörlerin de olabildiği, klasik gerilla harekâtının ve terörizmin modernite ile revize edildiği, mücadelenin belirlenmiş muharebe sahaları dışına taştığı ve asimetrik özellikleri de içinde barındıran askeri, yarı-askeri ve bazen de sivil gayretler bütünü” olarak tanımlanmıştır. 3. nesil savaşın zirvesine ulaşıldığı 1991 Körfez Savaşı, konvansiyonel anlamda ABD ordusu karşısında durabilecek hiçbir devlet olmadığı sonucunu ortaya koymuş; bunun sonucunda, ABD‟yi tehdit olarak algılayan pek çok devlet açığı kapatabilmek için daha az riskli, daha düşük maliyetli, daha dolaylı ve daha ümit verici çözümler sunan 4. nesil savaşa önem vermiştir.

Bu yeni “dönemi” algılamak oldukça güçtür. Bunun biri “bilişsel” diğeri “ekonomik” iki temel nedeni vardır: Ordular, başta eğitim, planlama ve tedarik gibi tüm gayretlerini bir önceki savaşa daha iyi hazırlanmaya yönlendirir. Bu bilişsel saplantının da doğal sonucu bir sonraki savaşı tahayyül edememektir.  Ör: Sovyet Ordusu, 1970‟lerin başında alt kademelerinde bilgi devriminin gerektirdiği dönüşümü gerçekleştirememiştir. 1979‟da Afganistan işgali sonrası geliştirmeye çalıştığı Bronegruppa doktrini ile zırhlı birlikleri gayri nizami savaş ortamına etkili ve caydırıcı bir şekilde entegre ettiğini zannetmiş, budoktrinin bedelini 1991‟de Çeçen savaşçılara karşı Grozni sokaklarına zırhlı birliklerini soktuğunda ödemiştir. ABD Ordusu 1991 Körfez Savaşı sonrasında geliştirdiği yüksek teknoloji yoğunluklu Kara-Hava Muharebe ve ağ tabanlı savaş doktrinlerini Afganistan mağaralarında kullanamamıştır. İsrail ordusu 1948, 1956, 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarında zırhlı, yüksek tempolu ancak kısa süreli taarruz manevraları, “uzun soluklu ve düşük tempolu yıpratma stratejileri” güden Hamas ve Hizbullah‟a karşı etkili olamamıştır. Etki odaklı savaş gibi yeni doktrinler de içinde bulunduğu “stratejik kafa karışıklılığını” artırmış, bu durum 2006 Lübnan Savaşı‟nda Hizbullah‟a karşısındaki hezimeti beraberinde getirmiştir.

– Orduların yeni dönemi algılamasını zorlaştıran nedenlerden bir diğeri de ekonomik nedendir. Orduları belli bir ürün üreten fabrikalara benzetmek mümkündür. 3. nesil savaşa göre hazırlanan doktrinleri hammadde olarak kullanan günümüz dünya ordularının savaş stratejileri yani ürünleri de bu yönde olmaktadır. Bu fabrikalarda çalışan personel, üretim hattı, kullanılan teçhizat ve malzemeler, personelin eğitim sistemi hep bu anlayışa göre şekillenmiştir. Örneğin ABD ordusunun 2050 yılına kadar kullanımda kalması beklenen sofistike F-35 Lightning II Savaş Uçağı projesinin maliyetinin 260 milyar dolar olduğu, veya Çin‟in 2010 yılında 90 milyar dolarlık savunma bütçesinin 10 milyar dolarlık kısmını 2030 yılına kadar savunmasının belkemiği olarak belirlediği uzun ve orta menzilli balistik füzelere harcayacağı düşünülürse, yıllık 1.21 trilyon doları bulan küresel savunma harcamalarının büyük bir kısmının 3. nesil konvansiyonel savaşın sofistike ihtiyaçlarına göre ve geleneksel savaş doktrinleri doğrultusunda yapılacağını söylemek pek de zor değildir.

Tags: ,


About the Author



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Back to Top ↑